aöf sorular

 

"Nereye gidersen git bulacağın aydınlık
Zihninin aydınlığı kadardır"

  • Ana Sayfa
    Ana Sayfa Sitedeki tüm blog iletilerine buradan bakabilirsiniz.
  • Kategoriler
    Kategoriler Bu blogda kullanılan kategorilerin listesini görüntüler.
  • Etiketler
    Etiketler Blog içinde kullanılmış etiketleri görüntüler.
  • Blog Yazarları
    Blog Yazarları Sitede beğendiğiniz blog yazarlarını arayın.
  • Takım Blogları
    Takım Blogları Beğendiğiniz takım bloglarını buradan arayın.
  • Oturum Aç
    Oturum Açın Oturum açma formu
yazar:
254
 Yazın kavurucu sıcaklığında kimse kalmaz şehirde. Göç olup giderler yazın, Pamuk tarlalarına ,çay bahçelerine, hasat zamanlarına . Yalnızlıklar depreşir, eli sapan tutmaz ihtiyarlar kalır şehirde.  İklimin sıcak, yalnızlığın berbat olduğu bir hal dönemidir bu şehirde yazlar. Ne zaman yaz olsa, inanılmaz bir bıkkınlık işler içime, bir yalnız ruh-i hale dönüşürüm.  Bir Seyfo Dede, kalır yalnızlıklardan öteye . Elinde teknoloji döneme inat radyosu, ve modaya inat demode şapkasıyla farklı bir renktir şehirde. O, masumiyet kokan bir adamdır, hıyanete yer vermemiştir kitabında, dost bildikleri sırtından vurup gitmiş. O, yalnız bir çınar kalmıştır memleketin de. Bazen bir ağacın altında oturup radyosunu dinlettirirdi bize. En güzel memleket türkülerini dinlemiştik onla. Televizyonun hayatımıza daha girmediği, ama...
Devamını oku
0
Bu iletideki son yorum - Tüm yorumları göster
  • gül
    gül diyor #
    Gene içime işleyen bir yazı... Yüreğine kalemine sağlık Serkan
yazar:
209
Kahve...Sabahları komşuların sebeb-i ziyareti, güne uyanamayanların yegane içeceği. Kırk yıl hatırlı, günün ilk öğününün isim babası, sohbetin bahanesi...Kız isteme törenlerinin gediklisi, damat adaylarının korkulu rüyası...Odun ateşinde kavrulup dibeklerde dövüleni, bakır cezvede pişeni makbul; her daim "orta"sı bulunabilen efsane. Bir de falı...Köpüğünde göz göz olan nazarları, üç vakte kadar kısmeti, kabaran yürekleriyle meşhur... Zihni açtığı, düşünceyi berraklaştırdığı için şairlerin, yazarların, edebiyatçıların biricik dostu. Hatta en yakın rakibi çayla tatlı bir çekişme içinde bu konuda. Ünü ülke sınırlarını aşmış, dünya restoranlarının da menüsüne dahil olmuş milli gururumuz... Kahve kelimesi, Arapça “kahva” kelimesinden dilimize geçmiştir. Türk kahvesi ise, Türkler tarafından bulunan kahve hazırlama ve pişirme yönteminin adıdır. Arap yarımadasında kahve meyvesinin kaynatılmasıyla elde edilen...
Devamını oku
Bu iletideki son yorum - Tüm yorumları göster
  • esra
    esra diyor #
    Gözdecim kahve bahane yazdiklarin şahane canim
59
MEDDAHLIK Meddah, birçok kişinin içinde bulunduğu bir olayı tek başına canlandıran bir oyuncu (aktör)dur. Mimik ve şive taklitleriyle birçok kişinin, bir kişi tarafından canlandırılması demek olan meddahlık en önemli dramatik sözlü sanat türlerimiz- den birisidir. Bu sanatın, sanatkârı olan meddah, bir sandalyeye oturarak dinleyicilerine hikâye anlatır. Bu hikâyelerin bir kısmı anonim eserlerdir; bazılarının yazarları bellidir. Karagöz ve orta oyununda olduğu gibi günlük hayat olayları, masallar, destanlar, hikâye ve efsaneler meddahın da repertuarını oluşturur. Meddah bir anlatı türü olarak karagöz ve orta oyunu gibi dramatik seyirlik türlerden kolayca ayrılabilir. Ancak, meddah oyununun anlatı bölümlerinin aralarına söyleşmeli, taklitli, kişileştirmeli kısımlar yerleştirildiği için kolaylıkla dramatik türlerden sayılabilir. Nitekim modern tiyatroda, tek kişilik oyunların varlığı...
Devamını oku
0
44
HALK EDEBİYATI  II MİT: Çok eski zamanlarda gelmiş ve yaşamış olan ulusların inandıkları tanrıların, kahramanların, devlerin ve perilerin hayatından bahseden hikayelerdir. (Mitleri inceleyen bilim dalına mitoloji denir) *Mit, kutsal bir hikayeyi anlatır. *Mitlerde mekan kozmik bir mekan; zaman da kozmik bir zamandır.(Kozmik: İslamiyet’e göre ruhların yaratıldığı andır.) *Tanrılar ve yarı tanrılar mitlerin ana kahramanlarıdır. *Mit doğaüstü varlıkların eylemlerinin öyküsünü oluşturur. Bu öykü kesinlikle gerçek ve kutsal kabul edilir. *Mit, her zaman yaratılışla ilgilidir. *İnsanlar, miti bilmekle onu çözmekle nesnelerin de kökenini bilir. Mitler üç gruba ayrılır: 1.Tabiat olaylarını, hayvanların kökenini, töreleri , örf ve adetleri anlatan mitler. 2. Tarihi olayları açıklayıcı mitler 3. Sadece maceraları anlatan , eğlendirici mitler MİT KATEGORİLERİ...
Devamını oku
0
64
                ÖĞRETMENLİK ALAN BİLGİSİ     HALK EDEBİYATI  DERS NOTLARI BÖLÜM         HALK EDEBİYATI       Tarih sahnesinde var oldukları günden beri büyük başarılar kazanan ve bu başarılarla beraber büyük devletler kuran , zaman zaman da büyük felaketler yaşayan Türk milleti bu köklü tarihi boyunca ilk günden bugüne kadar milli  geleneklere bağlı , içeriği hiç değişmeyen fakat içerik bakımından daha da zenginleşen bir edebiyata sahip olmuştur.       İslamiyet’in kabulünden sonra edebiyatımız,  tarihimizdeki siyasal ve kültürel gelişmeler nedeniyle iki farklı biçimde gelişmeye başlamıştır.     I-Arap ve Fars dillerinin etkisiyle Arap- Fars edebiyat geleneklerinden faydalanmış olan yüksek tahsilli kişilerin oluşturduğu saray ve konaklarda gelişen Klasik Türk Edebiyatı ya da Divan...
Devamını oku
0
45
ÇOCUK EDEBİYATI ÇOCUK Çocuk, bedensel ve zihinsel gelişim bakımından insanoğlunun 0-16  grubu içinde kullanılan temel kavramdı Fakat bazı bilim adamları bu dönemi 0-14 yaş grubu olarak adlandırı Değişik kaynaklarda çocuk, iki yaşından ergenlik çağına kadar süren büyüme dönemi içinde bulunan insan yavrusu , henüz ergenlik dönemine erişmemiş kız ve erkek olarak tanımlamaktadı Çocukların zihinsel gelişim süreci ile bedensel gelişim süreci birbirine paralel değ Ancak gelişim sürecinin bazı temel noktaları vardı Genel itibariyle bir çocukluk dönemi BEBEKLİK, ÇOCUKLUK ve İLK GENÇLİK çağları olarak üç bölümde incelenir. Bu yüzden çocukların ilk gençlik dönemi olan 16 yaşına kadar geçen süreç ÇOCUK EDEBİYATI dönemi olarak adlandırılı Küçük yaşlardan itibaren verilecek eğitim, çocuğun fiziksel ve...
Devamını oku
0
34
Ses Bilgisi Ünlüler: Azerbaycan Türkçesinde 9 ünlü bulunmak-tadır. Büyük Ünlü Uyumu: Oldukça sağlamdır. Küçük Ünlü Uyumu: Oldukça sağlamdır. Ünsüzler: Azerbaycan Türkçesinde 23 ünsüz vardır. Ünsüz Uyumu: Türkiye Türkçesinde olduğu gibi sağ-lam değildir. Azerbaycan Türkçesinde Ünsüzlerle İlgili Özellikler Türkiye Türkçesiyle karşılaştırıldığında Azerbaycan Türkçesinde kullanılan ünsüzler ile ilgili şu özellikleri tespit edebiliriz: Kelime başındaki bütün kalın k sesleri, Azerbaycan Türkçesinde g olur: gara, ga-lın, gardaş, gız. Rusça’dan alınan kelimeler bu kuralın dışındadır: kolxoz, kompüter (bilgisayar), kafedra (kürsü). Birden fazla heceli kelimelerin sonundaki bütün kalın k sesleri de g olur: torpag, uzag, olarag, aldıg, alacag. Ancak g ile yazılan bu tür kelimeler telâffuzda x’dir: tor-pax, uzax, olarax, aldıx, alacax. Kelime sonunda bulunan k...
Devamını oku
0
42
Eski Türk Edebiyatı ‘’ Bilinmesi Gerekenler ‘’ yy *15.yy’da Şahruh'un değerli bir kütüphanesi vardır *Uluğ Bey Semerkand'da islam aleminin en büyük rasathanesini kurdurmuş ve başına Kadızade Rumi'yi geçirmiştir. *Atabetül Hakayık'ın sonunda manzum takrizi bulunan kişi : Aslan Hoca Tarhan *Baysungur Mirza ile Uluğ Bey arasında edebi tartışma yaşanmıştır.Baysungur Mirza Hüsrevi Dehlevi'nin , Uluğ bey Nizami'nin hamsesini tercih etmiştir. *Sekkaki "Ok yaynıng münazarası" adlı eserde türk şiirinin müctehididir.Bu eseri yazan Yakinidir.Sekkaki kaside üstadıdır.Divanını Kemal Eraslan yayımlamıştır. *Nevai'den önce çağatay edb. en büyük şairi:Lutfi ; gazel üstadıdır,Gül-ü Nevruz mesnevisi vardır,kasidelerinde de başarılıdır. *Bu devirde Klasik Çağatay Edb. gelişmesi hatta büyük ölçüde altın çağını yaşaması Hüseyni Baykara'nın gayretlerine bağlıdır. Hüseyni Baykara Ali Şir Nevai'den...
Devamını oku
0
225
Masumlara kıyana alemi gûristân idelim Birlikte bu dünyayı bahr-i gülistân idelim (cansel)...
Devamını oku
0
       '' Tolstoy'u yakından tanımak gerekiyor. Onun karakterindeki, düşüncelerindeki, tespitlerindeki birçok özellik bizi şaşırtıyor, cezbediyor, düşündürüyor. Tolstoy bize çok yakın. Eserlerindeki kültür motifleri, duygu yoğunluğu ve pırıltılı inanç izleri bizi, onun sanki bizimle yaşadığı şaşırtmacasına sürüklüyor.''    Tolstoy'u okurken, gerçekten de eski dönem İslam coğrafyasının yazar ya da şairlerini okuyor gibi oluyoruz. Onlardaki mecaz anlamları, sembolik ifadeleri, yumuşak söyleyişi Tolstoy'da da hissetmek mümkün oluyor. İnsana dair ince betimlemelerin, merak uyandıran gözlemlerin içine dalıyoruz, dalıyor ve her dalışta nice inciler devşiriyoruz.    ''İnsan Ne İle Yaşar?'' , dört hikayeden oluşuyor. Ancak farklı hikayeler üzerinden tek bir noktaya parmak basıyor. Arka kapak yazısı bu konuda bize fikir verebilir;     '' Anladım ki; insanların...
Devamını oku
363

Yıllar önce, iş bulmak ümidiyle terk ettiği ülkesine geri dönüşün hikayesi.Murathan Mungan'ın umutumutsuzluk, mutluluk,mutsuzluk ve yoksunluk üzerine yazılmış eşsiz bir yapıtı.Roman kahramanı Akhbar'In yıllar sonra savaş ve devrimin artıklarında yakınlarını arayışın hikayesi.

Devamını oku
Bu iletideki son yorum - Tüm yorumları göster
  • zülal
    zülal diyor #
    Ben de bu kitabi okurken cok keyifli zamanlar gecirdim
373
          Mustafa Kutlu kaleminden çıkan bir hikaye kitabı SIR. Sekiz ayrı hikayenin ortak bir bağ kurularak tek bir hikayeyi tamamlaması, okuyucunun, hikayeyi soluksuz okumasının en etkili sebebi. Sade ve akıcı bir dil, başarılı karakter analizi ve  parçaları birleştirmeye dönük düşündürücü kurgusuyla kendinizi bir yap-bozu tamamlarken buluyorsunuz.           Yazarın ''Efendi'' olarak adlandırdığı karakterin postuna oturan yeni ''Efendi'' ve bu karakterle, farklı şekillerde ilişki kuran, farklı amaçlara sahip farklı farklı hayatlar; siyaset, basın, mürit, elit insan...Hikayelerin ana eksenini modernleşme, şehrin maddiyatçılığı, materyalizm ile hesaplaşma düşüncesi oluşturuyor.            ''Bilmek ile bulmak'ın aynı kökten geldiğini söyleyenler var. O çok şey ''biliyordu'' ve çok şey...
Devamını oku
Bu iletideki son yorum - Tüm yorumları göster
  • zülal
    zülal diyor #
    Hangi yayın evinden çıkmış
225
      ''Su gibi aziz ol!'' ya da  '' su gibi duru...'' , '' sular seller gibi oku.'' , '' su gibi git gel.'' Su üstüne ne kadar çok deyimimiz, atasözümüz var. Suya sevgili, suya hürmetli bir milletiz. Suyun değerini biliriz ve ona saygısızlık yapılmasını da hoş görmeyiz ya sevdiklerimizi de suya benzetiriz çoklukla.       İşte suyu bu kadar önemseyen, seven bu kültür içinde yetişen birinin de Sevgiliyi, en Sevgiliyi suya benzetmesi doğal karşılanabilir elbette.     '' Naat, şairlerin Efendiler Efendisi'ne olan sevgisini anlattığı, samimi duygularla yazdığı şiir türüdür. Bu yüzden şairler naat yazma konusunda hiç ilmalkar davranmamış, bilakis içlerinden Na'ti ( naat yazıcısı ) mahlasını kullanarak naat mecmuaları oluşturanlar da çıkmıştır.''...
Devamını oku
Son Yorumlar - Tüm yorumları göster
  • zas
    zas diyor #
    Bu kitabı askerdeyken yoksunluktan okumuştum. Ama iyiki de okumuşum. Benim için önyargıların kırıldığı bir an oldu. Kitaptaki şu s
  • berfin
    berfin diyor #
    Güzel bir yazı olmuş. Su ile kurulan ilişkiye farklı bir bakış açısı. Bir de yanlış hatırlamıyorsam İskender Pala bu kitapta sukas
959
Enderunlu Fâzıl Akka'da doğmuş, İstanbul'a getirilerek enderunda yetiştirilmiştir. Asıl adı Hüseyin'dir. Saray okulu olan enderunda çok iyi bir öğrenim gö­rerek yetişen Fâzıl, zevk ve eğlenceye .aşırı düşkünlüğü, çapkınlığı yü­zünden bir süre sonra saraydan çıkarılmıştır. Bundan sonra kendini kapıp koyuveren şair, 12 yıl kadar derbeder bir hayat yaşamış; sonunda bu du­rumunu anlatan kasideleriyle dönemin padişahı 111. Selim'in dikkatini çekmeyi başarmış ve kendisine Rodos'taki vakıfların idaresiyle ilgili bir görev verilmiştir. Ardından görevli olarak Halep ve Erzurum'da bulun­muştur. Şiirlerinde hemen daima kendi hayatını anlatan şair, Erzurum ve çevresinde başından geçenleri iki kasidesinde dile getirmiştir. Ömrünün daha sonraki günlerini de sıkıntılı ve maceralı geçiren Fâzıl, 1810 yılında İstanbul'da ölmüştür. Bu düzensiz, sıkıntılı ve maceralı hayatına...
Devamını oku
1468
Şeyh Gâlip Mehmet Esad Gâlip 1757 yılında İstanbul'da doğmuştur. Babası, dönemin bazı vezirlerinin Divan katipliğini yapmış, tanınmış Mevlevi'­lerden Mustafa Reşit Efendi'dir. Gâlip ilk öğrenimini babasından almış, Tuhfe-i Şahidi yi okumuş ve değişik hocalardan Arapça ve Farsça öğrenmiştir. Ancak, düzenli ve sü­rekli bir öğrenim göremeyen Gâlip kendini, kişisel çabası ve yeteneği ile yetiştirmiştir. Eğitiminde özellikle Farsça öğrenmesinde ve Fars edebi­yatını tanımasında Hoca Neş'et'in çok yardımını görmüştür. Genç yaşta şiir söylemeye başlayan Galib'e övgü dolu bir mahlas-nâme ile Esad mahlasını veren de Hoca Neş'et'tir. Gâlip 1780 yılında Divan kâtibi olarak devlet hizmetinde görev al­mış, ancak bu görevde uzun süre kalmamıştır. Bu sırada bir yandan da devrin şiir ve musiki okulu sayılan Mevlevihane sohbetlerine...
Devamını oku
Son Yorumlar - Tüm yorumları göster
  • gül
    gül diyor #
    Buda benden olsun sevgili zas
  • gül
    gül diyor #
    Ey nihâl-i işve bir nevres fidânımsın benim Gördüğüm günden beri hâtır-nişânımsın benim Ben ne hâcet kim diyem rûh-i revânımsın
1377
4.2. Ethem Pertev Paşa (1824-1873) Erzurum'da doğmuştur. Söylemezoğullarından Mehmet Efendinin oğludur. 20 yaşma kadar babasıyla birlikte Anadolu'nun çeşitli yerlerini gezmiş, burada rastladığı kimselerden doğu kültürüne ve edebiyat kültü­rüne katmıştır. Babasının ölümü üzerine Trabzon valisi Abdullah Paşa tarafından himaye edilerek divan katibi olmuş bilahare mektupçuluğa tayin edilmiş, sonra Paşa ile birlikte 7 yıl çeşitli şehirlerde bulunmuş ve buralarda Fransızca öğrenmeye başlamıştır. Sonra elçilik katibi olarak Berlin'e gitmiş burada 3 yıl kalarak Almanca öğrenmiştir. İstanbul'a dönünce tercüme odasında çalışmış daha sonra çeşitli yerlerde kayma­kamlık, mutasarrıflık, maliye ve gümrük işlerinde sonra da seraskerlik müsteşarlığında bulunmuştur. Ali Paşanın ölümü üzerine Sadrazam olan Nedim Paşa tarafından İstanbul'dan uzaklaştırılmış Kastamonu'da ölmüş­tür. Doğu kültürü ile yetişen, Fransızca'yı sonradan öğrenen Ethem...
Devamını oku
1950
1787-1811 yılları arasında yaşamış, şiiri Namık Kemal tarafından " Alimane" şiir diye nitelendirilen; nesrindeki fikir doğruluğu ve ifade açıklığı ile Akif Paşa bu devrin, mühim bir divan şairi ve bilhassa kuvvet­li bir nesir yazıcısıdır. Yanlış anlaşılarak, Avrupai Türk edebiyatının ( Tan.ed) bir müjdecisi sayılan Akif Paşa hakikatte Türk divan edebiyatı­nın olgunluğu içinde yetişmiş bir edebi şahsiyet ve bu devrin son temsil­cisidir. Akif Paşa Yozgat'ta doğmuştur. Doğu kültürü ile yetişmiş İstanbul'a geldiğinde amcasının yardımı ile Divan-ı Hümayun Kalemine girmiş, memurluk mesleğinde hızla ilerleyerek reis-ül küttablık görevine atan­mıştır. Bu memurluğun adı hariciye nezareti adına çevrilince, Akif Paşa Osmanlı devletinin ilk hariciye nazırı olur. Ceride-i Havadis gazetesinin sahibi Churchill adlı bir İngiliz'in avla­nırken...
Devamını oku

yazar:
462
Aynî Gaziantep doğumlu olan Aynî'nin asıl adı Hasan'dır, Hakkındaki bazı bilgileri Nazmü'l-Cevâhir adlı kendi eserinden öğreniyoruz. Bu eserde verdiği bilgiye göre 1790 yılında İstanbul'a gelerek şairler arasında kendini göstermiş ve Nakşibendi tarikatına girmiştir. Tezkirelerden ba­zıları (Ârif Hikmet ve Fatin Tezkireleri) ise Aynî'nin çeşitli devlet görev­lerinde bulunduktan sonra İstanbul'da öldüğünü bildirirler. Eserleri ve Edebi Kişiliği Dîvân: Aynî'nin hacimli bir divanı vardır. Eser İstanbul'da 1258'de basılmıştır. Dîvârtd&ki şiirler arasında manzum tarihlerin sayıca çokluğu dikkat çekicidir. Sâkî-nâme: Dîvârila. birlikte basılan Sâkî-nâme, 1500 beyitlik bir mesnevidir. İçinde değişik nazım şekilleri de kullanılmıştır. Eserin başın­da dönemin bazı şairlerinin esere ilişkin görüşlerini belirttikleri manzum takrizler vardır. Nazmü'l-Cevâhir: Aynî'nin 1820 yılında tamamladığı bu eser, mes­nevi biçiminde yazılmış bir...
Devamını oku
1041
Keçecizâde İzzet Molla İstanbul'da doğmuş, babasının ölümü üzerine akrabalarının yar­dımlarıyla öğrenimini tamamlamıştır. Çeşitli devlet görevlerinde bulun­duktan sonra Osmanlı-Rus Savaşı aleyhtarı olduğu için sürgüne gönde­rildiği Sivas'ta ölmüştür. Eserleri ve Edebi Kişiliği Gülşen-i Aşk: Yaklaşık 300 beyitlik kısa bir mesnevi olan bu eseri­ni İzzet Molla Galib'in Hüsn ü Aşk1mdan etkilenerek yazmıştır. Şeyh Galib'in Hüsn ü Aşkı gibi alegorik olan bu eserin de, olay kahramanları sembolik kişilerdir. Tasavvufı konulu olan Gülşen-i Aşk1 ta da ilahi aşka ulaşma çabası işlenmektedir. İzzet Molla'nın 1812 yılında tamamladığı Gülşen-i Aşk, şairinin ölümün den soma basılmıştır. Söz konusu mesne­viden İzzet Molla'nın Mevlevi olduğu anlaşılmaktadır. Mihnet-Keşân: Şairin Keşan'a sürgün olarak gönderilişini ve çekti­ği sıkıntıları dile getiren uzun bir mesnevidir....
Devamını oku
931
ABASIYANIK, SAİT FAİK Yazar. 22 Kasım I906'da Adapazan'nda doğdu. Abasızoğullarından kereste tüccarı Mehmet Faik'in oğludur. Adapazarı Rehbcr-i Terakki Mektebi'ni, Bursa Lisesi'ni bitirdi. Bir süre İst. Üniversitesi Edebiyat Fakültesine devam etli. 1931'de İsviçre'ye iktisat öğrenimi yapmaya gitti. Oradan Fransa'nın Grenoble kentine geçerek, yabancı öğrenciler için açılan kurslara katıldı. (1933-34) 1935'te yurda dönerek bir süre Türkçe öğretmenliği yaptı. Babasının desteğiyle ticaret yapmaya çalıştı. Başarılı olamadı, ayrıldı. Haber gazetesinde bir ay süren muhabirlikten (1942) sonra başka bir iş yapmadı; babasının bıraktığı gelirle İstanbul'da, Burgaz adasında yaşadı. Yakalandığı siroz hastalığından öldü. (11 Mayıs 1954) Mezarı Zincirlikuyu Mezarlığı'ndadır. Ölümünden sonra, anısını yaşatmak için annesi tarafından "Sait Faik Hikâye Armağanı" kuruldu. Yazarlığa şiir yazarak başladı. Bursa Lisesi'nde...
Devamını oku
Powered by EasyBlog for Joomla!