aöf sorular

 

Kıta: Tanımı, Tarihçesi ve Örnekler - 5.0 out of 5 based on 1 vote

Kullanıcı Oyu: 5 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin
 

KIT'A- Yekta Saraç

Kaynaklar: Mütercim Asım, Kamus Tercemesi, c. 3, s. 382, c.4, s.380; Tehânevf, Keşşâfu Istılahâtı'l-Fünûn, c. 4, s. 1200; Mecdi Vehbe-Kâmil el-Mühendis, Mu'cemü'TMustalâhâti'l-Arabiyye fi'l-Luga ve'l-Edeb, s. 164; Celâleddin Humâî, Fiimîn-ı Belagat ve Sınâât-ı Edebî, s. 148; Muallim Naci, Istdâhât-ı Edebiyye-Edebiyat Terimleri, s. 101; Tahiıü'l-Mevlevî, Edebiyat Lügati, s. 88; İsmail Habib, Edebiyat Bilgileri, s. 42; Nihad M. Çetin, Eski Arap Şiiri, s. 88; Cem Dilcin, Örneklerle Türk Şiir Bilgisi, s. 202; Haluk İpekten, Eski Türk Edebiyatı Nazım Şekilleri ve Aruz, s. 52; Erdoğan Cengiz, "Türk Edebiyatında Musammatlar" Türk Şiiri Özel Sayısı II,, s. 412. Mütercim Asım, Kamus Tercemesi, c.4, s. 497; Tehânevî, Keşşâfu Istılahâtı'TFünûn, IV, s. 257; Muallim Naci, Istılâhât'i Edebiyye-Edebiyat Lügati, s. 101; Cem Dilcin, Örneklerle Türk Şiir Bilgisi, s. 202; Haluk ipekten. Eski Türk Edebiyatı Nazım Şekilleri ve Aruz, s. 57; Erdoğan Cengiz, "Türk Edebiyatında Musammatlar" Türk Şiiri Özel Sayısı II, s. 412; Sebahat Deniz, "Dübeyt (Dübeytî) Hakkında" Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi, c. 14, s. 77

 

Kıt'a kelimesinin asıl anlamı bir nesnenin bir kısmı, parçası demektir. Bir edebiyat terimi olarak genellikle iki veya iki beyitten uzun, matla ve mahlas beytinin bulunmadığı bir nazını biçiminin adıdır. Diğer bir ifade ile kaside ve gazel gibi birbiriyle kafiyeli bir beyitle başlamaz, ayrıca şair kendi mahlasına da yer vennez. Beyitlerinin ikinci mısraları birbirleriyle kafiyelidir.

Kafiye düzeni şu şekildedir: xa, xa...

Genellikle iki beyitli olanlar yaygın ise de otuz beyit kadar uzunlukta kıtalar da yazılmıştır. İki beyitten uzun olanlarına kıt'a-i kebîre adı verilir. Uzun kıt'aları kasideden ayıran özellik, matla beytinin bulunmamasıdır. Konulan arasında aşk, sevgili, şarap gibi gazel konuları bulunduğu gibi övgü, yergi, hikmet, bir olaya tarih düşünne gibi farklı konular da işlenir. Beyitleri arasında konu birliğinin bulunması da özelliklerindendir. Kıtaların ilk beyti kendi içinde kafiyeli olan şekillerine nazım denir.

Nazım': Nazım kelimesinin asıl anlamı dizmek, ipliğe inci dizmektir. Bir edebiyat terimi olarak vezinli kafiyeli söz, şiir anlamlarında kullanılır. Bunun dışında kıtanın ilk beyti kafiyeli olan şekline ad olarak da verilmiştir. Bu haliyle aslında

nazım, kıt'anın bir çeşidi olarak değerlendirilebilir. Kafiye düzeni dışında kıtadan ayrılan yönü yoktur. Kafiye düzeni şu şekildedir: aa xa...

Nazım kısaca, mahlas beyti olmayan gazel gibidir. Konu bakımından kıta gibi, hemen her konuda yazıldığı görülür. İki beyitten başlar, 15 beyte kadar uzayabilir. Fakat uzun nazımlar hl'a-ı kebire gibi farklı bir adla adlandırılmaz. İki beyitli nazımlar nispeten daha azdırlar. İkiden fazla beyitle yazılan nazımların daha çok olaylara tarih düşümıede, övgü ve yergide kullanıldığı ifade edilir. Bütün mısraları kafiyeli olan nazımlara da rastlanır.

Dübeyt (Dübeyti): İki beyitli nazımların bazı divanlarda diibeyt olarak adlandırıl-dığı görülmektedir. Divanlarda rastlanan ve aa xa şeklinde, ilk beyti kendi içinde diğer beytinin ikinci mısrası ilk beyitle kafıyelenen örneklerin eski temel kaynaklarda rastlanan dübeyt (: iki beyit) terimi ile karşılanması mümkündür. Bu terim metinlerde de kullanılmış, bazı şairler bu şekilde yazmış oldukları iki beyitlik nazım parçalarını dübeyt olarak adlandırmışlardır.

Kıt'anın kafiye sistemi genellikle yukarıda söylediğimiz gibidir. Bununla birlikte; ab, ab, ab şeklinde, yani beyitlerin birinci ve ikinci mısralannın birbiriyle kafiyeli olanlarına rastlanılmakta, ayrıca uzun kıtalarda mahlas beytinin bulunduğu da görülmektedir.

Kıtaya hemen her divanda rastlanır. Bu onun çeşitli konuların işlenebildiği bir nazım biçimi olmasından kaynaklanır. Bununla birlikte divanlarda nazım ve rubai ile karıştırıldığı görülmektedir. (Nazım ve rubai ile aralarındaki başlıca fark, bu ikisinde matla beytinin bulunması, ayrıca rubainin özel vezinlerle yazılmasıdır). Genellikle divanların sonunda ve "mukattaâf başlığı altında, nazım müfred ve rubailerle karışık bir şekilde yer alırlar. (Mukattaât, kaside veya gazelin tamamlanmamış hali olup iki yahut daha fazla beyit bulunduran şiir demektir. Mütercim Asım'ın bu tarifine göre nazım, kıt'a mukattaât başlığı altında değerlendirilir.). Kıt'a-i kc-bireler ise kasidelerden sonra bulunurlar. Bu divanların uzun şiirden kısa şiirlere doğru bir sıralama takip etmesindendir.

Kıt'a sözü şarkı, murabba', muhammes gibi bendlerden oluşan nazım şekillerinin her bendi için de beyit ve mısra sayılarına bakılmaksızın kullanılmıştır.

Nazım, kıta ve rubai -bunlara dübeyti de dahil edebiliriz- birbirleriyle karıştırılan nazım şekillerindendir. Bunlardan rubainin özel vezinlerle yazılmış olması sebebiyle fark edilmesi daha kolaydır. Kıt'a ve nazmı birbirinden ayıran özellik ise kıt'anın ilk beytinin musarra, mısralannın birbiriyle kafiyeli olmayışı, nazmın ilk beytinin ise musarra olmasıdır. Bundan dolayı nazım, kıtanın ilk beyti kafiyeli olan şekli olarak kabul edilebilir.

Nazım ile ilgili olarak kaynaklarda işaret edilmeyen bir problem vardır. O da nazmın gazelle karışma durumudur. Gazelden mahlas beytinin bulunmaması sebebiyle ayrılması kolay gibi görünse de bazı divanlarda bulunan nazımların eksik kalan gazel olup olmadığı nazım ile ilgili bir problem olarak gözükmektedir. Bu noktaya dikkatimizi çeken husus, bir şaire ait bazı mahlassız nazım şekillerinin mah-laslı olarak başkaca nüshalarda rastlanılmasıdır. Bu ise bazı nazım gibi görünen şiir parçalarının eksik kalan gazeller olabileceği ihtimalini doğurur. Edebiyat bilgisi kitaplarında nazmın, kıtadan ayrı bir nazım biçimi olarak yaygınlık kazanması muhtemelen Muallim Naci'nin (ö. 1893) ayırımından sonra olmuştur. Klâsik pek çok kaynakta böyle bir ayırımın bulunmaması, hatta gerek Osmanlı Türkçesi ile yazılan gerekse Cumhuriyetin ilk dönemlerinde yazılan edebiyat bilgisi kitaplarında da böyle bir ayırımın genel kabul görmemesi, ayrıca önümüzdeki örneklerin incelenmesinden çıkan sonuç, nazım ve kıt'a-i kebîre'nin kıt'anın alt bölümleri olarak kabul eden yazarların görüşünün yerinde olduğunu göstermektedir

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile